Balkan Göçmenleri

Durhan Güler: Sofya izlenimlerim

Sofya'da tarihin izinde: Atatürk'ün hatıraları ve Bulgaristan Türkleri...
Balkan ülkeleri gezimiz kapsamında Bulgaristan'ın başkenti Sofya'dayız. Tarihi, mimarisi ve geniş caddeleriyle dikkat çeken bu güzel şehir, Balkan coğrafyasının önemli kültür merkezlerinden biri.
Rehberimiz Rıfat Destanoğlu'nun anlatımlarıyla Sofya sokaklarında dolaşırken geçmişin izlerini hemen fark ediyorsunuz. Şehrin tarihî meydanları, görkemli binaları, kiliseleri ve camisi, adeta farklı medeniyetlerin ortak hikâyesini anlatıyor.
Gezimize Sofya'nın simgesi hâline gelen Aleksandr Nevski Katedrali ile başlıyoruz. Altın kaplama kubbeleri ve görkemli mimarisiyle şehrin en dikkat çekici yapılarından biri olan katedral, ziyaretçilerini büyülüyor.
Ardından şehrin en eski tarihî yapılarından biri olan Aziz Sofya Kilisesi'ni görüyoruz. Roma dönemine kadar uzanan geçmişiyle bu yapı, şehrin ismine de kaynaklık etmiş.
Sofya'nın merkezinde yer alan Banya Başı Camii ise maalesef Osmanlı döneminden günümüze ulaşan tek yapı.
1566-1567 yıllarında inşa edilen cami, Mimar Sinan'a atfedilen eserler arasında anılıyor. Bulgaristan'ın başkentinde Türk-İslam tarihinin izlerini yaşatmaya devam ediyor.
Osmanlı döneminde Sofya'da, çeşitli kaynaklara göre 30-50  arasında cami ve mescit bulunuyordu. Bunlardan bazıları ilgisizlik nedeniyle zamanla yıkılmış, bazıları ise kilise, müze, depo gibi farklı amaçlarla kullanılmış.
Cumhurbaşkanlığı binası, eski kraliyet sarayı, Parlamento binası, İvan Vazov Ulusal Tiyatrosu ve Merkez Mineral Hamamı da şehrin tarihî dokusunu tamamlayan önemli yapılar arasında.
Ancak Sofya'yı bizim açımızdan özel kılan yalnızca tarihî binaları değil. bu şehrin Türk tarihimizde de ayrı bir yeri var.

Atatürk'ün Sofya yılları ve yeniçeri kıyafetli balo...

Mustafa Kemal Atatürk, 27 Ekim 1913 tarihinde Sofya'ya askerî ataşe olarak atanmış ve 20 Kasım 1913'te görevine başlamıştı. Ocak 1915'e kadar devam eden bu görev, onun askerî ve diplomatik hayatında önemli bir dönemdi.
Atatürk'ün Sofya'da bulunduğu döneme ait en ilgi çekici hatıralardan biri de 11 Mayıs 1914 tarihinde, Bulgarların millî günü dolayısıyla düzenlenen kıyafet balosuna katılmasıdır.
Sofya Merkez Askerî Kulübü'nde düzenlenen bu baloya Mustafa Kemal, İstanbul'dan özel izinle getirtilen yeniçeri kıyafetiyle katılmıştı.
O gece salona yeniçeri kıyafetiyle giren genç Türk subayı, davetlilerin dikkatini üzerinde toplamıştı. Baloda Bulgar Kralı Ferdinand da bulunuyordu. Mustafa Kemal, neden böyle bir kıyafetle katıldığını soranlara şu cevabı vermişti:
"Ben bir Türk subayıyım. Bu kıyafet, Avrupa'yı yüzyıllarca titreten şanlı yeniçerilerin giysisidir. Onların mirasçısı olarak buradayım ve bu gücü temsil ediyorum."
Bir zamanlar Sofya sokaklarında dolaşan, bu şehirde görev yapan genç bir Türk subayının ileride Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olacağını o günlerde kim bilebilirdi?


Bulgaristan'da Türklerin köklü varlığı...

Sofya gezimiz sırasında Bulgaristan'ın yalnızca tarihî eserlerini değil, burada yaşayan Türk toplumunun varlığını da hatırlamak gerekiyor.
Bulgaristan, diğer Balkan ülkelerine kıyasla oldukça geniş ve köklü bir Türk nüfusuna sahip. Türkler bu topraklarda yüzyıllardır yaşıyor; geleneklerini, dillerini ve kültürlerini kuşaktan kuşağa aktarıyor.
Bugün ülkede bir milyon civarında Türk kökenli insanın yaşadığına ilişkin tahminler bulunuyor. Ancak bu konuda kesin bir rakam vermek kolay değil.
Bunun yanında Bulgaristan'da Müslüman Pomak toplulukları ve Müslüman Roman vatandaşları da yaşamaktadır.

1984 yılında başlayan asimilasyon sürecinde Türklerin isimleri değiştirildi; Türkçe konuşmaları, dinî vecibelerini yerine getirmeleri ve kültürel geleneklerini yaşamaları engellendi.
Bu uygulamalara karşı çıkanlar, başta Belene olmak üzere çeşitli cezaevlerinde ve kamplarda hapsedildi.

1989 yılında ise yaşanan büyük zorunlu göç sonucunda yaklaşık 360-370 bin Bulgaristan Türkü Türkiye'ye göç etmek zorunda kaldı. Evlerini, köylerini ve hatıralarını geride bırakan bu insanların önemli bir bölümü Bursa başta olmak üzere Türkiye'nin çeşitli şehirlerine yerleşti.

Bulgaristan Türkleri, bütün bu acılara rağmen kimliklerini, dillerini ve kültürlerini koruma mücadelesinden vazgeçmedi.
Üzerinde durulması gereken bir diğer önemli husus da Bulgaristan Türklerinin yaşadıkları ülkeye ve devlete karşı tutumudur. Bulgaristan Türkleri, hiçbir zaman devletine ve bayrağına saygısızlık etmemiş; Bulgaristan ekonomisinin ve demokrasisinin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuştur.

Sofya'dan ayrılırken Balkanlar'ın bizim için yalnızca gezilip görülecek ülkelerden ibaret olmadığını bir kez daha hatırlatmak isterim. Bu coğrafyada ortak tarihimiz, kültürümüz, akrabalarımız ve güçlü gönül bağlarımız var.
Durhan Güler
06.11.2026

YORUM BIRAKIN